ESPNEWS Haber Portal, Haber Sistemi, Haber Sitesi Script - 'Solcudan ve ateistten halk şairi olmaz'
13 yaşındaki çocuk cinayet işledi
Erbilli alimlerden Suriye çağrısı
Mısır Dünya Bankasından 200 milyon $ alacak

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

'Solcudan ve ateistten halk şairi olmaz'

'Solcudan ve ateistten halk şairi olmaz'
Necip Fazıl şiirlerinin bestelerinden oluşan Üstad albümünü çıkaran Uğur Işılak, halk ozanlığı konusunda ilginç açıklamalar yaptı.
25.07.2012 / 15:30


Naif Karabatak'ın röportajı

Necip Fazıl Kısakürek’in şiirlerini yorumlamaya başladı. 10 şiirine senfonik beste yaptı, Necip Fazıl Şiirlerine farklı bir yorum katarak geniş kitlelere ulaştırmaya çabalıyor.

Yenisi için, bunların sindirilmesi lazım

Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in ölüm yıldönümü olan 25 Mayıs’ta, Konya’da, en çok okunan Sakarya ve 9 farklı şiire senfonik beste yaptınız. Bunun devamı gelecek mi?

İnşallah. Önce bu eserleri sindirmek lazım. İnsanımız dinledikçe sindirebilmesi lazım. Çünkü üstadın şiirlerine bir anda adapte olmak, bir anda onu deşifre edebilmek kolay değil. Onun için bu şiirlerin ve bestenin özümsenmesi için aradan şöyle 1.5-2 yıl geçmesi gerekiyor. İki yıl sonra belki Üstad-2 olarak inşallah devam edebiliriz.

Bedel ödenir ama nasıl?

İnançlı bir insansınız. Müzik sektöründe Uğur Işılak olmak kolay olmasa gerek. Sizin için zor oldu mu, ödediğiniz bir bedel var mı?

Her şeyde bir bedel ödemeniz gerekebilir. İnsan, neye sahip olmuşsa, mutlaka bedel ödemiştir. Sahip olduğunuz konum, makam, mevki, şan, şöhret.. ne varsa. Bakın geçmişine, şimdi bir şeylere sahip olan kimler varsa geçmişini araştırın, mutlaka bedel ödemişlerdir.

Ödenen bedeller insani midir, değil midir, bu tarafına bakmak lazım. Ödenen bedeller, şahsiyeti zedeleyici midir, yoksa şahsiyeti yüceltici midir, bu taraftan bakmak lazım. Kimisi, şahsiyetini, itibarsız bir hale gelmesi pahasına bu bedelleri öder. Yani ‘ben, yeter ki, o düşündüğüm noktaya erişeyim, ama neyi feda edersem edeyim, önemi yok benim için’ diye düşünenlerdir.

Bu açıdan, bedeli insani olarak ödemek, bedeli şahsiyeti aşağılayan olarak değil de, yücelten bir yapı içerisinde ödemek çetin iş.

Onun için bir süreç lazım. Kısa vadede olacak bir şey, kesinlikle değil. Yani, bunun için on yıllar gerekebilir. Ben çocukluğumdan beri bu işin içindeyim, 11-12 yaşından bu yana. Neredeyse birkaç yıl sonra 30’u bulacağız. Bu sürede ödediğim bedellerin, şu an yavaş yavaş meyvesini almaya başlıyorum.

Münevver, hakikati baş tacı yapar

Eserlerinizde siyasi mesajlarınız da var. Bu açıdan sizi sanatın dışında aydın sınıfına koyan da var ama sizin aydın tabiriniz farklı; entelektüel aydın ve münevver diye ayrım yapıyorsunuz, açabilir misiniz?

Entelektüel, her şeyden önce bir batı terimidir. Aydın da entelektüelin Türkçesidir. Aydın da sonradan oluşturulmuş bir kelimedir. Türkçemizde bundan yüz yıl evvel aydın kelimesine rastlamanız mümkün değildi.

Entelektüelin karşılığı olsun diye bilge insanlara, daha çok sorgulayanlara aydın demişler. Fakat bizde bunların tamamını karşılayan, hatta daha fazlası olan bir kavram var. O da münevverdir.

Entelektüel batıda, hakikati ortaya koyan, keşfeden değil, hakikati yerden yere vurma cesareti gösteren insanlara denmiş.

Yani bütün doğmaları eleştiren ve eleştirebilecek cesareti olanlara batıda entelektüel demişler. Bir insan Allah’ı sorguluyorsa, Peygamberi sorguluyorsa, doğmaları sorguluyorsa, ritüelleri sorguluyorsa, kimsenin sorgulayamadığı şeyleri sorguluyorsa, o adam entelektüel olmuş, çıkmış. Tabii biraz da genel kültür lazım.

Ama biz, Anadolu’da, doğu toplumunda bilgide önemli bir insan olduğumuzu ispatlamak için, hakikati yerden yere vurma ihtiyacı duymamışız. O şekilde bilgeliği algılamamışız.

Biz demişiz ki, ‘münevver olmak için tenvir etmek lazım’.

Tenvir etmek, parlatmak, nurlandırmak, açığa çıkartmaktır.

Dolayısıyla bizimkiler, bizim büyüklerimiz, hakikati tenvir etmişler. Önce hakikati keşfetmişler, ondan sonra hakikati parlatarak insanlara sunmuşlar.

Diğerleri hakikati yerden yere vurarak entelektüel olmuş, bizimki hakikati yücelterek, onların yere vurduğu hakikati gün yüzüne çıkarıp, parlatarak insanların hizmetine sunarak münevver olmuşlardı.

Münevverle entelektüelin arasındaki fark biri hakikati yerden yere vurur, biri baş üstünde tutar.

Kıyafetle batılılığa karşı duruş

Bir eserinizde “Emmi emmi duy sesimi, al şapkamı” diyorsunuz, bu sözlerin şapka inkılabıyla veya İskilipli Atıf Hocayla bir ilintisi var mı?

Yok, aslında bunun şapka inkılabıyla da, İskilipli Atıf Hocayla da ilgisi yok ama şunla bir ilgisi var. Şapka bir batı sembolüdür. Fes ise bir Osmanlı sembolüdür. Yani kıyafetle batılı olmaya karşı olan bir anlayışı aslında orada ifade etmek istedim. Çünkü batıyı bugün neyle sembolize edersiniz, kravatla., şapkayla, fötrle sembolize edersiniz. Osmanlı deyince de aklınıza fes gelir.

Sadece bu sembollerden hareketle al şapkanı, ver fesini dedim. Kimi bunu şapka inkılabı olarak algılamış olabilir, kimi başka bir şekilde yorumlamış olabilir ama benim asıl kastım sembolizedir.

Dizide oynamayı hiç istemedim

Size dizi teklifi de olmuştu. Deli Yürek’te Miroğlu karakteriydi ama kabul etmediniz. Oysa duruşunuza cuk oturacak bir karakter değil miydi?

Aslında hiçbir dizi teklifini kabul etmedim. Öyle bir şehir efsanesi var ama ben dizide oynamayı düşünmedim, işimi yapıyorum.

Şair etkilenir, taklit etmez

Şiirleriniz, merhum Abdurrahim Karakoç’un şiirleriyle benzerlik gösterir, etkilenme mi var, taklit mi?

Halk şiiri yazıp da Karakoç’tan etkilenmeyen birisi varsa şiiri bıraksın, şiir yazmasın. Karakoç’tan etkilenmeyen bir adam, şiirden anlamıyor demektir. Kim şiir yazmaya kalkışıyorsa mutlaka Karakoç’u hatmetmeli. Karakoç’un bütün eserlerini, şiirlerini bir kereye mahsus da olsa mutlaka ama mutlaka okumalı. Çünkü Karakoç’u okumayan, 20 ve 21’inci yüzyılda Karakoç’u tahlil etmeyen bir insanın şiir dünyası çok dar olur.

Necip Fazıl da var tabii

Necip Fazıl’ı incelemeyen, okumayan, tahlil etmeyen bir hece şairinin özellikle şiir dünyası dar olur.

Mesela bir adam serbest vezin şiirler yazacaksa, tutsun, serbest vezin şairlerini takip etsin. Mesela Nazım Hikmet, bu açıdan onlar için bir kaynak teşkil edebilir. Ama vezin şairlerinde, yani hece ölçüsüne, kafiyeye riayet eden şairler şu anda yaşadığımız devirde çağdaşı olduğumuz iki büyük şairden bahsedecek olursan bunlardan birisi hece şairi olarak Necip Fazı Kısakürek’tir. Bir tanesi de Abdurrahim karakuç’tur.

Her ikisinin de bende çok fazla etkileri vardır. Eğer şair olmak istiyorsanız etkileneceksiniz ama taklit etmeyeceksiniz, orijinal olacaksınız.

Orijinal olmak şairlik için en önemli ilkelerden birisidir.

Etkilendim ama taklit etmedim, öyle söyleyeyim.

Yanmadan kimi yakasın?

Şiirlerinizde tasavvuf da var, tasavvufi bir etki, mistik bir hava hâkim. Tasavvufa yakınlığınız var mı?

Halk edebiyatında doğru şiir tekniğiyle yazıp, şiiri doğru idrak etmek ve doğru şiirler yazmak, halk ile bütünleşmek istiyorsanız bunun yolu tasavvuftan geçer.

Nasıl?

İki türlü tasavvuftan geçer, bir tasavvufu çok iyi anlarsınız, idrak edersiniz, etki edebiyatını da bu manada incelersiniz bilgi sahibi olursunuz. Yazdığınız şiirler de güzel olur. Ama satıh planında değerlendirdiğinde güzel olur da, biraz daha derinlemesine değerlendirdiğinizde çok fazla lezzetli olmaz.

Lezzet serpiştirmek gibi…

İşin lezzet boyutunu da hesaba katarak, yani hem teknik boyutuyla hem de lezzet boyutuyla güzel bir şeyler yapayım istiyorsanız bunun yolu tasavvufa intisaptan geçer.



Gönlü yanmayan, yüreği yanmayan bir insanın türkü yakması mümkün değildir. Türkü yakabilmek için önce yanmak lazım. Yanmadan nasıl yakacaksınız? Yanmadan kimi yakasın?

Bu yönüyle bakıldığında tasavvuf bizim halk şiirinin vazgeçilmez unsurudur. Bir insan imanı yoksa inancı yoksa büyüklere saygısı yoksa ve tasavvuf kültürü yoksa Halk Edebiyatında şair o-la-maz!

Çok net oldu!

Evet çok net bir şey söyleyeyim, solcudan halk şairi olamaz. Çok net bir şey daha söyleyeyim, ateistten Halk Şairi olmaz, hece şairi olmaz.

Neden olmaz?

Çünkü, bu kültürü onlar inşa etmiş. Bir zamanlar dediler ki, sağcıdan sanatçı olmaz, sağcıdan şair olmaz. Ben tam tersini iddia ediyorum.

Evet, tam tersi. Biraz daha açabilir misiniz?

Bu ülkenin topraklarında, yaşayıp da, bu ülkenin değerlerine sırt çeviren insan, bu ülkenin insanının şairi olabilmek gibi bir özelliği olamaz.

İyi şairliğin yolu intisaptan geçer

İdeolojik bakıyorsunuz

Hayır, aslında ideolojik manada söylemiyorum. İdeolojiler beni ilgilendirmiyor. Ama eğer sağı ve solu ülkenin milli değerlerine ve manevi değerlerine sahip çıkmak veyahut karşı çıkmak manasına algılıyorsanız ki sol yıllardan beri bu ülkede, bu ülkenin değerlerine sırt çeviren insanlar olarak takdim edildiler. (maalesef ve maalesef.)

Bu yönüyle değerlendiriyorsak, evet soldan bu manada bir halk şairi olmaz. Necip Fazıllar oradan çıkmaz/çıkmamıştır. Abdurrahim Karakoç oralardan çıkmaz. Karakoç tekkeden çıkmıştır, intisap ettiği bir yer vardır. Necip Fazıl’ı bilip de Abdulhakim Arvasi’yi bilmeyen yoktur.


Tasavvuf gerekli yani

Çok güzel bir noktaya temas ettiniz aslında, iyi şair olmanın yolu Efendi Hazretlerine intisaptan geçer.

Siz kime intisap ettiniz?

İntisap kiminde aşikârdır, kimin de gizlidir. Beni gizli kabul edin.

Türkiye’nin aradığı manzara Adıyaman’da

Adıyaman’a ilk gelişiniz mi?

4-5 kez geldim, gezi amaçlıydı, ziyaret amaçlıydı. Konser olarak ilk kez geldim. Şehir olarak, insanlar olarak sıcak bir ortam var, , insanları sıcak, bir doğu, güneydoğu samimiyeti, sıcaklığı var. Her şeyden önce Kürt-Türk, Alevi-Sunni, Solcu-Sağcı burada herkes bir biriyle kaynaşmış durumda. Fikirler farklı olabilir, farklı farklı ifade edilebilir ama insanlar bir birlerini incitmiyor. Bunun da en önemli etkeni, başkandan, Necip Beyden işittim herkes bir şekilde burda akrabadır dedi. Akraba olduğu için kimse bir birine ileri derecede bir hakarete varan ifade kullanmaz, çünkü mutlaka bir bağı vardı; kan bağı, aile bağı vardır. Bu yönüyle Adıyaman’ı ve Adıyamanlıları tebrik etmek lazım. Kürt-Türk, Alevi Sunni ayırmadan böyle bir birliktelik sağlamışlar. İşte Türkiye geneli olarak bizim aradığımız manzara bu.

Sahabe Türbesini herkes ziyaret etmeli

Türkiye’de yeri kesin olarak biline iki sahabeden birisi Adıyaman’da. Bugün Sahabe Safvan Bin Muattal Hazretlerinin kabrini ziyaret ettiniz, nasıl bir duygu?

Safvan Bin Muattal Hazretleriyle ilgili bugün biraz daha derinlemesine bilgi sahibi oldum. Her şeyden önce Anadolu toprakları çok bereketli topraklardır. Ziyadesiyle evliya barındıran topraklar ama bununla beraber, peygamber efendimizin o mübarek yüzünü görmüş, iki büyük insanı, iki büyük sahabeyi bu topraklarda barındırmış olmanın da gururunu yaşadım, tekrar.

Allah’a şükür O’nun ümmetindeniz. O’nun sahabesinin inandığı dava uğruna yürüyen yüzbinlerce, milyonlarca olan Müslümanın yaşadığı bir coğrafyada yaşıyoruz ve onlarla hemen hemen aynı fikir ve aynı düşünceleri paylaşıyoruz.

Etkilendiniz!

Evet, orda olunca etkilendim. Binlerce kilometre uzaktan, sadece Allah’ın davasını ve peygamber efendimizin rehberlik yaptığı yolu taşımak uğruna buralara kadar gelmişler. Burada şu anda metfun bulunuyorlar. Bir taraftan yine Ebu Eyüp-el Ensari Hazretleri aynı gayelerle buralara gelmiş, 90 küsur yaşında şehit düşmüş. Akşemsettin Hazretlerinin keşif yoluyla İstanbul Eyüp’te mezarı bulunmuş. Bu iki büyük sahabeyle ilgili İslam âlimleri, kabirlerinin kesin olduğuna dair şüphe götürmez şekilde inanıyor ve ittifak ediyorlar.

Tanıtımı yapılamıyor

Bugün ziyaret esnasında dedim ki, Safvan Bin Muattal hazretlerinin kabrini ziyaret için, bu beldeyi ziyaret için bütün dünyadan Müslümanlar gelmeli. Hadi bütün dünyayı geçtin, Türkiye’de burayı görmeyen insan kalmamalı diye umut ettim.

Tanıtımına katkınız olacak mı?

İnşallah, çıktığım birkaç televizyon programında da buranın öneminden bahsedeceğim, özellikle Safvan Bin Muattal Hazretlerinin ziyaret edilmesi hususunda da az da olsa bir şeyler söylemeye çalışacağım.
Bu haber toplam 64 defa okundu


YAZARLAR
2012-08-07 02:20:16
trtrtr